Yerel Seçimlerde Nevşehir'de Hangi Partiye Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz ?
Kurlar
1 EUR : 2.0393 YTL
1 USD : 1.5229 YTL
Sendikamız
I- Giriş
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmasıyla
birlikte, ülkenin yeniden imar ve inşası hareketine girişmiş ve bu amaçla
çeşitli kesimlerle toplantılar yapmaya başlamıştır. Atatürk, bu toplantıları
yaparken, en başta gelen konunun eğitim olduğunu biliyordu. Bu sebeple; TBMM'nde
yaptığı konuşmaların dışında, Ankara, Bursa, Kütahya, Samsun, İzmir, Konya ve
İstanbul gibi ülkemizin bir çok vilayetinde öğretmenleri bir araya getiriyor ve
onlara eğitimin önemini vurguluyordu.
Cumhuriyetin ilk yılları... Devlet memurlarının, özellikle eğitimcilerin
saygınlıklarının en yüksek olduğu, özel itibar gösterildiği yıllar. Devlet
kapısında hizmetli olmak için uğraşıldığı, okuma-yazma bilenin devlet tarafından
görevlendirildiği yıllar. Vatandaşların memurları baş tacı ettiği yıllar.
Memurun en fazla ücret aldığı, geçim sıkıntısı yaşamadığı, sürgün ve kıyımın
olmadığı, kısacası memurun emeğinin hakkını aldığı yıllar.
Çünkü memurlar, o günlerde devletin "Olmazsa olmaz" unsurları olarak kabul
ediliyordu. Çünkü devlet, vatandaşlarına götüreceği hizmetleri memurlar
sayesinde ulaştıracağını biliyordu. O günkü yöneticiler bunun şuurundaydılar.
Sonra ne oldu. İktidarlar; yatırım yaparak ülke insanına iş bulma yerine,
işsizliği önlemenin yolunu-yandaş kayırmacılığıyla-devlet dairelerine personel
doldurarak çare bulacaklarını sandılar. Devlet dairelerinde kadrolar şişirildi.
Devletin personel giderleri arttı ve yol tıkandı.
Her yıl memur maaş artışlarına sıra geldiğinde, sanki suçlu memurlarmış gibi,
memurun çokluğundan, bütçede para yetersizliğinden dem vurarak, maaş artışlarını
cüz'i miktarlara çektiler. Ülkedeki enflasyonun da hızla yükselmesi sonucu,
memurlar maaşları ile geçinemez hale geldi.
Üstüne üstlük iktidarlara kul olmayan, hükümet memuru değil sadece devlet memuru
olmak isteyenleri de sürerek, memuru zor durumlarda bıraktılar. Yandaş
kayırmacılığı nedeniyle iş bilmeyen, liyakatsiz, bilgisiz, tecrübesiz insanları
görevlere getirdiler. Devlet hizmetleri aksarken, memurların toplumdaki
itibarını da yok ettiler.
II- 4688 Sayılı Kanun öncesi
Türkiye'de sendikacılık kavramı 40'lı yıllardan itibaren konuşulmaya
başlanmıştır. 10 Aralık 1948 tarihinde Paris'te kabul edilen "İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi", bundan 5 ay sonra 6 Nisan 1949 tarihinde ülkemizde
benimsenmiş ve 27.5.1949 tarih ve 7217 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23 üncü maddesi 4 üncü bendi, sendika
kurma ve sendikalara üye olma hakkını içermektedir. Ancak, memur sendikacılığı
konusunda 1960 İhtilaline kadar ülkemizde herhangi bir adım atılmamıştır.
1961 Anayasası'nın 46 ncı maddesi ile devlet memurlarına sendika kurma ve
sendikalara üye olma hakkı getirilmiştir. Anayasanın bu maddesine dayanılarak
1965 yılında çıkarılan 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu ile
memurların sendikalaşma hakkı gerçekleşmiştir. Aynı şekilde, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu'nun 22 nci maddesi'ne de benzer hüküm konulmuştur.
Ancak; bu dönemde kurulan memur sendikaları, özellikle öğretmenler sendikası,
eğitim çalışanlarının ve öğretmenlerin sorunları ile ilgileneceği yerde, başka
konularla ilgilenmiş ve tüm meselelere ideolojik açıdan bakmıştır.
12 Mart 1971 muhtırası ile birlikte 1961 Anayasası'nda ve 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu'nun 22 nci maddesi (mülga tarihi 23.12.1972)'nde yapılan
değişikliklerle memurun sendika kurması ve sendikalara üye olması
yasaklanmıştır.
12 Eylül 1980 Askeri Harekatından sonra çıkarılan 1982 Anayasasının 51 inci
maddesinde de sendika hakkı sadece işçi ve işverenlere tanınmış, memurların
sendika kurma ve sendikalara üye olma yasağı devam etmiştir.
1992 Yılında Ülkemizin, özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün 87 ve
151 sayılı Sözleşmelerini kabulünden sonra memur sendikacılığında yeni bir
döneme girilmiştir.
Kuruluşumuz
Yukarıda da izah edildiği gibi; kamu çalışanları zor şartlarda, geçim zorluğu
içinde ve sürgün-kıyım ortamında hayatlarını devam ettirirlerken, onların birlik
ve bütünlük içerisinde hareket etmesi, dayanışması, yardımlaşması, ortaklaşa hak
araması gerektiğini savunan bir kısım eğitim çalışanı bir araya gelerek; bu
amaçlarını gerçekleştirmek için en uygun yolun sendikacılık olduğuna karar
verdiler ve Türkiye'de yepyeni bir yolun açılmasına sebep oldular.
18 Haziran 1992. Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra kuruluşlarında, yüksek
öğretim kurumlarında görev yapan 31 kişi gerekli evrakları hazırlayarak, bu
tarihte Ankara Valiliği'ne yaptıkları başvuru ile Türkiye Eğitim ve Öğretim İş
Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen)'nı kurdular.
Kurucular kurulu üyeleri ilk toplantılarını 19 Haziran 1992 tarihinde
yaparak, sendikanın zorunlu organları olan merkez yönetim, denetleme ve disiplin
kurullarını oluşturmuşlardır.. Merkez yönetim kurulu 20 Haziran 1992 tarihinde
yaptığı toplantıda, ilk memur sendikaları konfederasyonu olan "Türkiye
Kamu-Sen"e diğer 13 sendika ile birlikte katılma kararı almıştır.