E-GAZETE
Tıkla, Sende Ulaş !

Sendikamız

08 Eylül 2011, 14:24

Sendikamız

I- Giriş

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmasıyla birlikte, ülkenin yeniden imar ve inşası hareketine girişmiş ve bu amaçla çeşitli kesimlerle toplantılar yapmaya başlamıştır. Atatürk, bu toplantıları yaparken, en başta gelen konunun eğitim olduğunu biliyordu. Bu sebeple; TBMM'nde yaptığı konuşmaların dışında, Ankara, Bursa, Kütahya, Samsun, İzmir, Konya ve İstanbul gibi ülkemizin bir çok vilayetinde öğretmenleri bir araya getiriyor ve onlara eğitimin önemini vurguluyordu.

Cumhuriyetin ilk yılları... Devlet memurlarının, özellikle eğitimcilerin saygınlıklarının en yüksek olduğu, özel itibar gösterildiği yıllar. Devlet kapısında hizmetli olmak için uğraşıldığı, okuma-yazma bilenin devlet tarafından görevlendirildiği yıllar. Vatandaşların memurları baş tacı ettiği yıllar. Memurun en fazla ücret aldığı, geçim sıkıntısı yaşamadığı, sürgün ve kıyımın olmadığı, kısacası memurun emeğinin hakkını aldığı yıllar.

Çünkü memurlar, o günlerde devletin "Olmazsa olmaz" unsurları olarak kabul ediliyordu. Çünkü devlet, vatandaşlarına götüreceği hizmetleri memurlar sayesinde ulaştıracağını biliyordu. O günkü yöneticiler bunun şuurundaydılar. Sonra ne oldu. İktidarlar; yatırım yaparak ülke insanına iş bulma yerine, işsizliği önlemenin yolunu-yandaş kayırmacılığıyla-devlet dairelerine personel doldurarak çare bulacaklarını sandılar. Devlet dairelerinde kadrolar şişirildi. Devletin personel giderleri arttı ve yol tıkandı.

Her yıl memur maaş artışlarına sıra geldiğinde, sanki suçlu memurlarmış gibi, memurun çokluğundan, bütçede para yetersizliğinden dem vurarak, maaş artışlarını cüz'i miktarlara çektiler. Ülkedeki enflasyonun da hızla yükselmesi sonucu, memurlar maaşları ile geçinemez hale geldi.

Üstüne üstlük iktidarlara kul olmayan, hükümet memuru değil sadece devlet memuru olmak isteyenleri de sürerek, memuru zor durumlarda bıraktılar. Yandaş kayırmacılığı nedeniyle iş bilmeyen, liyakatsiz, bilgisiz, tecrübesiz insanları görevlere getirdiler. Devlet hizmetleri aksarken, memurların toplumdaki itibarını da yok ettiler.

 


II- 4688 Sayılı Kanun öncesi

Türkiye'de sendikacılık kavramı 40'lı yıllardan itibaren konuşulmaya başlanmıştır. 10 Aralık 1948 tarihinde Paris'te kabul edilen "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi", bundan 5 ay sonra 6 Nisan 1949 tarihinde ülkemizde benimsenmiş ve 27.5.1949 tarih ve 7217 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23 üncü maddesi 4 üncü bendi, sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkını içermektedir. Ancak, memur sendikacılığı konusunda 1960 İhtilaline kadar ülkemizde herhangi bir adım atılmamıştır.

1961 Anayasası'nın 46 ncı maddesi ile devlet memurlarına sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkı getirilmiştir. Anayasanın bu maddesine dayanılarak 1965 yılında çıkarılan 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu ile memurların sendikalaşma hakkı gerçekleşmiştir. Aynı şekilde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 22 nci maddesi'ne de benzer hüküm konulmuştur.
Ancak; bu dönemde kurulan memur sendikaları, özellikle öğretmenler sendikası, eğitim çalışanlarının ve öğretmenlerin sorunları ile ilgileneceği yerde, başka konularla ilgilenmiş ve tüm meselelere ideolojik açıdan bakmıştır.

12 Mart 1971 muhtırası ile birlikte 1961 Anayasası'nda ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 22 nci maddesi (mülga tarihi 23.12.1972)'nde yapılan değişikliklerle memurun sendika kurması ve sendikalara üye olması yasaklanmıştır.
12 Eylül 1980 Askeri Harekatından sonra çıkarılan 1982 Anayasasının 51 inci maddesinde de sendika hakkı sadece işçi ve işverenlere tanınmış, memurların sendika kurma ve sendikalara üye olma yasağı devam etmiştir.

1992 Yılında Ülkemizin, özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün 87 ve 151 sayılı Sözleşmelerini kabulünden sonra memur sendikacılığında yeni bir döneme girilmiştir.

Kuruluşumuz
Yukarıda da izah edildiği gibi; kamu çalışanları zor şartlarda, geçim zorluğu içinde ve sürgün-kıyım ortamında hayatlarını devam ettirirlerken, onların birlik ve bütünlük içerisinde hareket etmesi, dayanışması, yardımlaşması, ortaklaşa hak araması gerektiğini savunan bir kısım eğitim çalışanı bir araya gelerek; bu amaçlarını gerçekleştirmek için en uygun yolun sendikacılık olduğuna karar verdiler ve Türkiye'de yepyeni bir yolun açılmasına sebep oldular.

18 Haziran 1992. Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra kuruluşlarında, yüksek öğretim kurumlarında görev yapan 31 kişi gerekli evrakları hazırlayarak, bu tarihte Ankara Valiliği'ne yaptıkları başvuru ile Türkiye Eğitim ve Öğretim İş Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen)'nı kurdular.

Kurucular kurulu üyeleri ilk toplantılarını 19 Haziran 1992 tarihinde yaparak, sendikanın zorunlu organları olan merkez yönetim, denetleme ve disiplin kurullarını oluşturmuşlardır.. Merkez yönetim kurulu 20 Haziran 1992 tarihinde yaptığı toplantıda, ilk memur sendikaları konfederasyonu olan "Türkiye Kamu-Sen"e diğer 13 sendika ile birlikte katılma kararı almıştır.

 


 


Bu sayfa 540 kez okundu